Sıkılmadan, Bıkmadan Tekrar İzleyebileceğiniz Filmler

Film izlemek gerçekten büyük keyif ve bazen daha önce izlemiş olduğunuz sizi mutlu eden veya zamanında sizi çok etkileyen filmleri tekrar izlemek istiyorsunuz. Aslında bu filmlerin tek bir noktası var sıkılmadan sürekli izlenebilmeleri diyebiliriz. 

Birazdan size sıralayacağımız filmlerin belirli bir kategorileri yok. Dolayısıyla farklı kategorilerde ama sıkılmadan, bıkmadan izleyebileceğiniz filmleri elde etmiş olacaksınız. Lafı fazla uzatmadan Sizler için araştırdığımız bu filmleri sıralayalım. Umarız beğenirsiniz. Şimdiden iyi seyirler.

PRESTİJ

Prestij, yönetmenliğini Christopher Nolan‘nın yaptığı 2006 yılı ABD, Birleşik Krallık ortak yapımı film. Yazar Christopher Priest’in aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan filmin özgün adı The Prestige‘dir. IMDB sitesinde 400,000’den fazla kişinin oylarıyla 10 üzerinden 8,5 puan almış ve gelmiş geçmiş en iyi filmler arasına girmiştir. Aynı zamanda gizemli film türünde en çok beğenilen 10 film arasındadır.

Önceleri birlikte çalışan iki sihirbazın daha sonra rekabete ve hatta düşmanlığa dönüşen öyküsünün anlatıldığı filmin konusu, 19. yüzyılın İngiltere’sinde Viktorya Dönemi olarak anılan zaman diliminde geçer. Filmin yapımında yönetmen Nolan’nın yanı sıra, Aaron Ryder ve eşi Emma Thomas görev almıştır.

Başlıca rollerde; Hugh Jackman, Christian Bale, Michael Caine, Scarlett Johansson, David Bowie’nin yer aldıkları film iki dalda 79. Akademi Ödülleri’ne aday olmuş fakat ödül alamamıştır.


AKIL OYUNLARI

Nash, öğrencilik yıllarından itibaren hayaller görmeye başlar. Mezuniyetinden sonra, zamanla paranoid şizofreni olur; fakat hasta olduğunun farkına varamaz. Bir konferans sırasında aniden bir psikiyatristin karşısına çıkması ile olaylar zinciri değişir. Hastaneye yatar ve bu nedenle akademik çalışmalarından uzaklaşır.

Hastalığı kendi çocuğuna zarar vermesine neden olacak noktaya gelince eşi yeniden hastaneye gitmesi gerektiğini düşünür. Uzun süre hasta olduğunu kabul edemese de sürekli gördüğü kız çocuğunun hiç büyümediğini fark eder. Bu durum onun hastalığını kabul etmesini sağlar. Nash, yaşadığı hayali gerçekleri görmezden gelerek onlarla yaşamaya çalışacaktır. Gördüğü tedaviler etkili olmasa da eşi ve eski iş arkadaşlarının desteğiyle her şeye yeniden başlar. Kendi akıl hastalığını yine kendi aklı ile dizginleyerek akademik çalışmalarına yeniden hız verir. Tekrar üniversitede ders vermeye başlar. Sonunda gösterdiği sıradışı mücadeleyle şizofreni ile birlikte yaşamına devam eder. Ve tarih bu müthiş dehaya, akıl hastalığını yine aklıyla yenerek hayatının geri kalanını bilime adamasından ve hastalığının başlamasından evvel yaptığı buluşlardan dolayı Nobel Ekonomi Ödülünü armağan eder.


KADINLAR NE İSTER?

Kadınlar Ne İster (özgün adı: What Women Want), başrollerini Mel Gibson ve Helen Hunt’un paylaştığı 2000 ABD yapımı film. 127 dakika uzunluğundadır. Senaryosunu Josh Goldsmith’in yazdığı filmin yönetmeni Nancy Meyers üstlendi. Oyuncu kadrosunda Marisa Tomei de yer alır.

Bekar bir erkek olan olan Nick Marshall başarılı bir reklamcıdır. Marshall’a verilen yeni bir görevde amirinin bir bayan, Darcy McGuire, olacağı söylenir. Marshall, Darcy ile daha iyi anlaşabilmesi için kadınların neler düşündüğünü ve neleri sevdiklerini anlamasını sağlayacak bir testten geçirilir; fakat bu sırada ufak bir kazaya uğrar. Nick sonraki sabah uyandığında kadınların yanındayken gaipten sesler duyduğunu fark eder, fakat sonra kadınların düşündüklerini anlayabildiği fark eder. Önceleri bu durumdan hiç hoşlanmayan ve kurtulmaya çalışan Nick, kurtulamayınca durumu kendi yararına kullanabileceğini düşünür.


Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi

11 Kasım 1918’de, New Orleans halkı I. Dünya Savaşı’nın bitişini kutlarken; bir bebek 86 yaşındaki bir adamın fiziksel görünüşü ile doğar. Bebeğin annesi doğumdan kısa bir süre sonra ölür ve babası, Thomas Button, bebeği huzurevinin önüne bırakır. Huzurevinde çalışan Afrikalı-Amerikan çift Queenie (Henson) ve Tizzy (Ali) bebeği bulurlar. Hamile kalamayan Queenie, bebeği kendi üstüne almaya karar verir. Bebeğe Benjamin ismini verir.

Hikâyenin akışında, Benjamin’in fiziksel gelişimi başlar. 1930’da hâla yetmişlerinde görünürken, büyükannesi huzurevinde yaşayan Daisy (Fanning) ile tanışır. Benjamin ve Daisy birlikte oynarlar.

Birkaç yıl sonra, Benjamin, Kaptan Mike nedeniyle New Orleans rıhtımındaki bir römorkörde çalışmaya gider. Boş zamanlarında, Mike, Benjamin’i barlara ve genelevlere götürür. İlk gittiğinde Benjamin, babası olduğunu belli etmeyen Thomas Button’la tanışır. Sonra, uzun dönem iş için New Orleans’tan ayrılır.

Rusya’da, Benjamin, Elizabeth Abbott (Tilda Swinton) adlı bir İngiliz kadınla tanışır ve ona aşık olur. Yeni evli Elizabeth eşiyle birlikte İngiliz hükümeti adına casusluk yapmaktadır ve Benjamin’le bir işi vardır. Bir gün, 8 Aralık 1941 sabahında (Pearl Harbor Saldırısı’ndan sonra) Elizabeth beklenmedik şekilde ayrılır ve arkasında bir not bırakır: Seninle tanışmak güzeldi.

1945’te, Benjamin New Orleans’a döner ve yine Thomas Button’la tanışır. Thomas kendisinin babası olduğunu söyler ve Benjamin’e ev, Button aile şirketini de içeren bütün servetini miras olarak bırakır.

Benjamin, Daisy’nin New York’ta başarılı bir dansçı olduğunu öğrenir. Benjamin, New York’a Daisy ile tanışmaya gittiği zaman, Daisy’yi başka bir dansçıya aşık olmuş olarak bulur. Sonra, Paris’teki dans turu sırasında, dans kariyerini engelleyen, bir araba kazası geçirir. Benjamin Daisy’nin arkadaşlarından birinden telgraf alır ve hemen onu bulmak için Paris’e gider. Daisy’nin Benjamin’i gördüğündeki ilk yorumu Mükemmelsin olur. Sonra Daisy, Benjamin’e sırtını döner ve hayatından çıkmasını söyler. Daha sonra, Daisy, güçlü fiziksel terapilerden geçerek yürümeye yeteneğine tekrar kavuşur.

1962’de, Benjamin New Orleans’a geri döner. Yeniden Daisy ile görüşür ve ona aşık olur. Benjamin, Thomas Button’dan miras kalan evi satar ve Daisy ile bir dubleks apartmana taşınırlar. Çift, Daisy’nin yaşlanırken Benjamin’in gençleşmesi olayıyla mücadele ederler. Birkaç yıl sonra çiftin Caroline adında bir çocukları olur. Benjamin, devamlı ters yaşlanma nedeniyle, uzun süreli gerçek bir baba olamayacağına inanır ve Caroline bir yaşına geldiğinde, bütün servetini ve ait olduklarını Daisy’ye bırakıp ayrılmaya karar verir.


Altıncı His

Film, ölüleri görebildiğini ve onlarla konuşabildiğini iddia eden sorunlu, içine kapanık bir çocuk (Haley Joel Osment) ve ona yardım etmeye çalışan eşit derecede sorunlu bir çocuk psikoloğunun (Bruce Willis) hikâyesini anlatır. Çocuk etrafında sürekli ölü insanlar gördüğünü, ölülerin ölü olduklarını bilmediklerini, birbirlerini göremediklerini ve onlardan korktuğunu söyler. Ancak psikolog Malcolm Crove ona inanmamaktadır. Bir gün çektikleri bir kaseti dinleyince arkada sesler duyar ve inanmaya başlar. Aynı zamanda bir gün doğum günü partisinde çocuklar Cole adlı ölüleri gören çocuğu karanlık bir odaya kilitler. Sonra Cole çığlıklar atmaya başlar ve odadan çıktığında kollarında çizikler vardır. Bu arada Psikolog Crowe eşinin başka biriyle olan ilişkisini görmekte ve buna anlam verememektedir. Dr. Crowe sonunda çocuğa gördüğü o ölü insanların belki onunla konuşmak istediğini ondan yapmalarını istedikleri şeyler olabileceğini söyler. Çocuk sonunda bir gece odasında gördüğü bir kız çocuğunun hayaletiyle konuşmaya cesaret eder. Kız ona gerçek ölüm sebebini babasına bildirmesini ister.Daha sonra çocuk içinde bulunduğu duruma alışır ve ölülerle konuşmaya başlar. Ve sonunda bu sırrı annesine de açar ve onu inandırır. Dr. Crowe’nin görevi bitmiştir. Sıra eşiyle olan kötü ilişkisini düzeltmeye gelmiştir. Filmin final sahnesinde psikolog Malcolm Crove aslında kendisinin de ölü olduğunu anlar.


Diğerleri

II. Dünya Savaşı’nda kocasını kaybetmiş olan Grace, güneş ışığına hassasiyeti olan iki çocuğuyla birlikte, Jersey’de büyük bir konakta yaşamaktadır. Perdelerin hep sımsıkı kapalı tutulduğu eve, bir gün üç kişi uğrar: Yaşlı bir kadın ve adam, bir de dilsiz genç kız. Eve hizmetçiler aramakta olan Grace, bu kişileri işe alır ve onları çocuklarının sağlık durumu konusunda uyarır. Öte yandan, Grace’in kızı Anne, Victor adında bir çocuğun kendileriyle birlikte evde yaşadığına, onu arada sırada evin çeşitli yerlerinde gördüğüne inanmaktadır. Bunu defalarca annesine söyler fakat annesi Grace bunu pek önemsemez.

Evin çevresini saran yoğun sis yüzünden kasabayla irtibatları kesildiği sırada Grace, kızının anlattığı hikâyelerin doğru olabileceği yolunda kanıtlarla karşılaşır. İşte bu noktada, eve hizmetçi olarak aldığı insanların garip hareketlerinden iyice şüphelenmeye başlar. Filmin finali ise izleyenleri tam anlamıyla şoke edecek önemli olaylara sahne olacaktır.


Forrest Gump

Forrest Gump, 1986 yılında Winston Groom tarafından aynı adla yayımlanan romandan esinlenerek çekilmiş, 1994 yapımı epik, romantik, komedi-drama dalında bir filmdir. Robert Zemeckis tarafından çekilmiş ve Tom Hanks, Robin Wright, Gary Sinise ve Sally Field başrol oyunculuklarını yapmıştır.

Film, öğrenme güçlüğü yaşayan ancak atletik olarak inanılmaz yeteneklere sahip Forrest Gump’ın, doğum yılı olan 1944 ve 1982 yılları arasında gerçekleşmiş, bazen sadece gözlemlediği, bazen de başkalarına ilham verdiği 20. yüzyılın dönüm noktası olaylarını betimler. Film, esinlenilerek çekildiği Winston Groom’un romanından, Forrest’ın kişiliği ve ele alınan bazı olaylar yönünden farklıdır. Başta Georgia olmak üzere, Kuzey ve Güney Carolina’da, 1993 yıllının sonlarına doğru çekilmiştir. Filmin kahramanını eski arşiv görüntülerine dahil edebilmek ve bazı sahneleri çekebilmek için, gelişmiş görsel efektler kullanılmıştır. Ele alınan sahneleri daha iyi anlatabilmek için, dönemlerin ruhuna uygun kapsamlı bir müzik arşivi kullanılmıştır. Film müziğinin ticari baskısı, dünya genelinde 12 milyondan fazla satarak en fazla satan albümler sıralamasına girmiştir.

Forrest Gump, Amerika Birleşik Devletleri’nde gösterime girdiği 6 Temmuz 1994 tarihinde ciddi ölçüde övgü aldı ve Paramount Yapım’ın o sene başında Viacom’a devrinden itibaren en yüksek başarıyı elde etti ve Kuzey Amerika’da gösterime girdiği yıl en yüksek hasılaya ulaşarak ciddi bir ticari başarıya ulaştı. Film gösterimde kaldığı süre boyunca dünya genelinde 677 milyon dolar hasıla üretti. Yine Akademi Ödüllerinde en iyi görüntü, Robert Zemeckis en iyi yönetmen, Tom Hanks en iyi aktör, en iyi uyarlanmış görüntü, en iyi film efektleri ve en iyi yönetmen dallarında ödül aldı. Film aynı zamanda Altın Küre Ödülü ve People’s Choice Award ve Genç Aktör Ödülleri gibi ödüller aldı veya bunlara aday gösterildi. Filmin gösterime girişiyle birlikte, oyuncular ve betimlediği politik semboller hakkında pek çok yorum yapıldı. 1996 yılında, filmde bahsedilen Bubba Gump Karides Şirketi kuruldu ve dünya genelinde çeşitli şubeler açtı. Ülke genelinde çekilen sahneler gerçek hayattaki kahramanların izlerini taşır. 2011 yılında Kongre Kütüphanesi, Forrest Gump’ın Birleşik Devletler Ulusal Film Kayıtlarında korunması gereken kültürel, tarihi ve estetik bir film olarak seçti.


V for Vendetta

Geleceğin İngiltere’sinde geçen filmde terör olaylarında büyük kayıplar verdikten sonra kurtuluşu baskıcı bir yönetimde bulan İngiliz halkının uyanış öyküsü anlatılmaktadır. Film, V’nin (Hugo Weaving) Evey’i (Natalie Portman) kurtarması ile açılır.

Remember, remember, the fifth of november! (Hatırla, 5 Kasımı hatırla!) sloganı ve gerçekleştirdiği eylemler yönetimi ve halkı hareketlendirir. (5 Kasım 1605; Guy Fawkes’un İngiliz Parlamento Sarayını havaya uçurma girişiminin tarihidir.[6]) Sadece kapalı devre TV yayını yapılan İngiltere’de yayıncı kuruluşu basar ve bir sonraki sene 5 Kasım’da her şeyin değişeceğini ve onun gibi düşünen herkesin sonraki sene 5 Kasım’da Parlamento Binası’nın önünde toplanmasını ister.

Filmde bir yandan bir sene içinde halkın uyanışına, yönetimin gerildikçe baskıyı arttırmasına, özgürlük için gerekli temellerin atılmasına, dedektif Finch’in (Stephen Rea) V’nin ve despot rejimin sırlarını araştırmasına, diktatörlüğün doğuşu ve gelişmesine tanık olurken; diğer yandan Evey’in V’yi ve kendini tanıması, yönetimin kişisel yaşama saldırısı, özgürlüklerin korkulara kurban edilmesi anlatılmaktadır.

Filmin sonunda halk değişime hazırdır, diktatörü devirmek ve parlamentonun havaya uçmasını izlemek için suratlarındaki Fawkes maskelerine rağmen (ki o maskeleri tüm İngiliz halkına V yollamıştır), 4 Kasım geceyarısı parlamentoya doğru önlerindeki askerlerden oluşmuş barikatı aşarak yürürler.Aynı anda V intikamını diktatörden, Adam Sutler’den (John Hurt) alır; ölümcül yaralarla Evey’e döner birbirlerine aşklarını ilan ederler. V, Evey’in kollarında ölür. Dedektif Finch, patlayıcı dolu metro vagonuna konmuş V’nin cenazesine ve vagonları harekete geçirmek üzere olan Evey’e ulaşır.Silahını doğrultur ama Evey’in sözlerinden etkilenir ve silahını indirir. Film parlamento binasının havaya uçurulması ile sona erer.
Filmde Londradaki iki anıt bina havaya uçurulur; filmin başında Londra Ağır Ceza Mahkemesi ve sonunda Westminister Sarayı, Çaykovski’nin 1812 Uvertürü eşliğinde yerle bir olur.

Film boyunca V maskesini sadece bir kez, ağlamak için çıkarır, bu sahnede de yüzü değil maske görünmüştür. Bu sahnede sürekli gülümseyen maske altında acı çeken ve ağlayan devrimci ve aşık karakter yattığı ironisi çok güzel vurgulanmıştır. Filmde V’nin yüzü hiç görülmez.


Ben Kendim ve Sevgilim

Charlie Baileygates (Jim Carrey) 17 senedir Rhode Island polis kuvvetlerinde çalışmaktadır. Normal mizaçlı, çalışkan, yardımsever ve aynı zamanda da üç erkek evlat sahibi evine bağlı bir aile babasıdır. Ama maalesef, Charlie’de Bölünmüş Kişilik Bozukluğu vardır, ve ilaç kullanmaktadır. İlaç almadığında Hank, Charlie’nin hiper-agresif alt egosu olarak ortaya çıkmaktadır. Hank küfürlü konuşan,sürekli içki içen ve kavga etmeyi seven birisidir. Charlie ve Hank’in, güzel bir kadın olan Irene Waters’dan Renée Zellwelger başka hiçbir ortak noktası yoktur, her ikisi de ona aşık olmuştur. Şimdi Hank ve Charlie, Irene için birbirleriyle savaşmalıdır. Jim Carrey in içindeki iki karakter kavga ederken müthiş oyunculuğu dikkat çekmektedir.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: